Bir kuyu düşün dipsiz sandığın,yüzünün,gözünün,kalbinin kir pas içinde kaldığı,en önemlisi ışığı görmediğin tüm seslere sağır kaldığın…
Bir Ağaç düşün,gölgesinde dinlenmelerin hayaliyle yanıp tutuştuğun, bir ağaç… bir nefeslik soluğa muhtaç olduğunda sana bir ömürlük dinlence sunan bir ağaç gölgesi…
Bir ev düşün onca zaman dısarıdan baktığın, baktırılmak zorunda kaldığın, camlarında kır çiçekleri…
sokağı bile saran nergis kokusu içinde…
bir yağmur tanesi düşüm hüzünlü… bir yağmur tanesi yalnız…ama biriktikçe sana çoğalan…çoğaldıkça kalbini ruhunu kötüye dair tüm izleri yıkayan…temizleyen…
bir el düşün o dipsiz kuyuda kendini kaybetmiş çıkmaz bir sokakta ordan oraya savrulmuş bir el… Bir el düşün, gördüklerine duyduklarına rağmen sana korkmadan elını uzatan,eliyle sana kalbini sunan…sana müjdelediği umutla gökkuşağının yedi rengini sunan bir el düşün…
Yıllarca kapısında beklediğin o eşikte kaldığın bir hüznün içine seni bırakan bir el…
Ben bir çıkmaz sokaktaydım..ne bir gölge aradım ne bir ağaç ne de bir el…
Ama sen;
kapım oldun…penceresinden hayatı izlediğim evim…elimden tuttun…
iyi ki varsın…