Bakma sen, öyle açıklarda pas tutmuş heybetiyle, gözleri ürküten şilepler gibi demirde, dimdik durduğuma, ben de ağlarım. Bazen bir şiir dizesi gelir sadece kulağıma, ama o kadar, sadece bir dize. Bir dizi yaparım ben onu, ağlarım. Tanımadığım bir çocuk ölür ekranda, ağlarım. Annemin yorgun bedenine bakar bakar ağlarım… Biz yorduk seni anne.
Bir adam terkeder beni, ağlarım, ben onu terk etsem yine ağlarım.
“Film icabı” olan herşeye ağladığım gibi.
Yola içi yapışan kediler için ağlarım. Karda gözümün içine bakan güvercinlere de…
İçki kokan bir adamın, içmeye zorladığı kadına zorbalığı da ağlatır beni.
Benim olmayan bir büyükbaba öldüğünde ağlarım.
“Bugün ölsem?” derim, oğlumu düşünür ağlarım. Geleceğim için değil belki ama, anılarım için ağlarım. Babamı ağlarken gördüğümde en çok, ağlarım.
Yazarken ağlarım, konuşurken de…
Bazen iki duble içince, bazen havuç suyuyla bile…
Böyle işte, bakma sen bana..
Ya da aslında, bak sen bana.
Bana “baksan”, bir kere bile baksan, ağlamam belki böyle ota boka…